Çığrından çıkmış olan zaman mı yoksa çeviri mi?
Edebiyatın bir sanat olduğu barizse, çevirinin de bir sanat olduğunu söylemek hata olmaz. Fakat bazen çeviri işi o kadar hatalı ve umursamadan yapılıyor ki, iş çeviriden çok bir sanat eserinin tahrif edilmesine dönüşüyor.
Okuduğum her kitapta küçüklü büyüklü çeviri hatalarına arada bir denk gelsem de, Altıkırkbeş Yayınları’ndan çıkmış Philip K. Dick’in Çığrından Çıkmış Zaman kitabının Melis Tosyalı’ya ait çevirisi kadar çevirisi hatalı bir kitaba daha denk gelmedim.
Öncelikle belirtmem gerek, ne kendimi çeviri konusunda danışılacak biri olarak gördüğüm var ne de çeviri işine talibim. Burada mevzubahis olacak tüm eleştirilerimi de çevirmenin edebi esere olması gereken azami saygısını anlatmak adına sunuyorum. Ama anlaşılan o ki, küçük bir kitleye ulaşacağı düşünülen kitaplar, yayınlandıkları yayınevleri tarafından zaten Türk okurunun onlara müteşekkir olması gerektiği düşüncesi ile çıkarılıyor. Bence PKD gibi bilimkurgunun eskiyemeyen eserlerinden pek çoğunun sahibi bir yazar belli bir miktar saygıyı hakediyor.
Neyse… Bu sinir harbinin sonucunda kitabın son sayfasına not aldığım hatalı çevirileri; hem İngilizce’si hem de muhtemel Türkçesi ile kahkahalarınıza ya da kıkırtılarınıza sunuyorum. Özgün hallerini de yazabilmek için kitabın ingilizcesini P2P programlarından indirmek zorunda bırakan 645′e de saygılarımı sunuyorum
Cipsle poker oynamak?
Kitap – Sayfa 31
“İki kadın masayı topladıktan sonra, Bill birkaç el poker önerdi. Bir süre pazarlık ettiler, sonra cipsler ve bir deste kağıt getirildi. Şimdilik bir fiş bir sent olarak oynuyorlardı ve tüm renkler aynı değerdeydi.”
Özgün İngilizcesi
“After the two women had cleared the table, Bill suggested a few hands of poker. They haggled for a while, and then the chips were brought out, and the deck of cards, and presently they were playing for a penny a chip, all colors worth the same.”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Özgün halinde iki cümlede de “chips” olan kelime nasıl bir cümlede “fiş” bir cümlede “cips” olarak çevirilebilir emin değilim. Belki çevirmen cipslerle poker oynandığını düşünüyordur diyeceksiniz ama ardından fiş de demiş. Sonraki cümlelerde de hata devam ediyor aslında. Sayfanın altlarında “Vic’in cipslerinin” gibi sahipliğe ihsan olma şerefine erişmiş cipsler olduğunu öğrenmeniz de mümkün. Kumar oyunlarında fiş mi denir marka mı denir bilemiyorum ama cevabın cips olmadığına eminim.
Oturma koltuğu?
Kitap – Sayfa 54
“… ,açılır kapanır arka oturma koltuklu arabalar, …”
Özgün İngilizcesi
“… ,cars with rumble seats, …”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Tamam buradaki sözcüğün Türk kültürüne uzak olduğu doğru. Ama “oturma koltukları” diye bir kavramın olmadığı da bir o kadar doğru. Koltuk dediğine oturulur bizim memlekette. Rumble seat neymiş diyenlere yukardaki zincirleme isim tamlamasından “oturma” sözcüğünü çıkardığınızda elde ettiğiniz şey diye özetlemek mümkün.
Yağ tarlaları?
Kitap – Sayfa 59
“Yağ tarlalarında teneke bir başlıkla ter dökeceğim.”
Özgün İngilizcesi
“Sweat in the oil fields with a tin helmet.”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Yeni yeni İngilizce öğrenmeye başlamış insanlara garip gelir hep, yağ ile sabit bir şekilde eşleştirilmiş oil kelimesinin petrolün de eşanlamlısı olması. Sanırım Türkçe’yi az-çok bilen herkese de “yağ tarlası” lafı garip gelir. Azıcık gündemi İngilizce kaynaklardan da takip eden birisinin oil’in aynı zamanda petrol anlamına geldiğini bilmemesi mümkün değil, ne de olsa Irak’ta koca bir işgal oldu sırf petrol uğruna. Artık çevirmenin aklı Trakya’daki ayçiçek tarlalarına mı gitmiştir bilinmez ama “oil field”in tek karşılığı ancak “petrol sahası/alanı” olabilir.
Düdüksüz düdük çalmak?
Kitap – Sayfa 135
“ Zavallı çocuk, diye düşündü. Düdük çaldı. O da askerken, birçok kez, sönük bir otobüs durağında kötü bir baş ağrısı ile uğraşmış ve üste dönmeye çalışmıştı.”
Özgün İngilizcesi
“Poor guy, he thought to himself. Out on a toot. During his own days in the service he had several times wound up in a dismal bus station with a hangover, trying to get back to the base.”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Bu kullanımın oldukça seyrek olduğunu söylemek mümkün. Ama cümlenin paragraftaki anlamsızlığına hatta sayfa ve bölümdeki anlamsızlığına bakıldığında karakterin düdük çalmadığı ortada. Bir kere ortada düdük bile yok. Neyse ki sözlüğe başvurursak, toot’un çılgıncasına alkol tüketmek anlamına geldiğine de ulaşmak mümkün. Hatta out on a toot kalıbının nerdeyse tanımının yapıldığı bir örneğe, Jack London’ın The Birth Mark adlı öyküsünde denk gelmek mümkün.
Çift okumak ve çift yazmak?
Kitap – Sayfa 188-189
“Ders için giyinip kuşanmıştı Bayan Keitelbein, uzun gümüş renkli pileli eteği ve dantelli bluzu Ragel’a okul mezuniyeti ve resitalleri hatırlatmıştı. Bu toplantı için giyinmişti; dalgalı, dantelli uzun ipek etek ve bluzu ona okul mezuniyet gecelerini ve müzik resitallerini hatırlattı.”
Özgün İngilizcesi
“For the class she had dressed up; her long silk robe-like skirt and blouse, with billows and lace, made him think of school graduations and music recitals.”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Ben ikinci çeviriyi daha çok beğendim, özgün haline daha yakın ne de olsa. Burada çevirinin yanlışlığı ya da absürdlüğü değil ilginç olan, çevirmenin nedense kararsız kalıp cümlenin iki farklı halini de ard arda kitaba koymayı uygun görmesi. Seç beğen al yapmak istemiş demek ki??? Ana karakter Ragle’nin isminin yanlış yazılması da kitabın hatasıdır, benim değil.
Çok uzun bir elveda mı dersin?
Kitap – Sayfa 207
““Öyle uzun ki,” diye bağırdı Ragle aşağıya kız kardeşine doğru. O ve Vic, her ikisi de ona el salladılar”
Özgün İngilizcesi
““So long,” Ragle shouted down at her. Both he and Vic waved.”
Akıl ihsan çevirisi/yorumu
Aslen bu hatayı şans eseri bulduğumu söylemem gerek. Bana hafifçe anlamsız gelmişti. Yüksek bir yerden uzun diye bahsettiklerini düşünmüştüm. Amma velakin “Hoşçakal” yerine “Öyle uzun ki!” diyerek el sallayıp, vedalaşan insanlarmış bu karakterler. Biz henüz o seviyeye gelememişiz. El sallamaları da garip gelmemiş çevirmene, o da ilginç?





















altıkırkbeş yayınları, melis tosyalı ve biz okuyucular adina tesekkurler!
bir kaç kitaptan sonra 6 45 hakkında şöyle düşünmeye başladım: yayıncılık anlayışı o kadar nitelikli bir samimiyet üzerine kurulu ki, problemlerle karşılaştıklarında koy götüne deyip geçiyolar. bu kitabı uzun zamandır kesmekte, kapağına karşı hislenmekteydim. son zamanlarda kitap kapak dizaynları genelde hayalkırıklığı yaratmak teması üzerine kurulur oldu, bu kapakla farklı bir etkileşme içindeydim. meğer içerden o da diğerleri gibiymiş.